YAŞANMIŞLIKLARIN ÜÇ DÖNEMİ VARDIR
Yaşanmışlıkların üç dönemi vardır.
Ve ilki sanki dün gibidir.
Ruh, onların kutsal tonozu altında,
Ve beden onların gölgesinde huzur bulur.
Henüz kahkahalar donmadı, gözyaşları süzülüyor,
Masanın üzerindeki mürekkep lekesi silinmedi
Ve kalpte bir mühür gibi, o öpücük,
Tek, veda eden, unutulmaz...
Fakat bu uzun sürmez...
Artık başının üzerinde bir tonoz yok, bir yerde
Issız bir obada yalnız bir ev,
Kışın soğuk, yazın sıcak,
Her yerde örümcek ve her şey tozla kaplı,
Mektuplar yakılmış, küle dönmüş,
Portreler gizlice değiştirilmiş,
İnsanlar mezar üstüne gider gibi,
Döndüklerinde ellerini sabunla yıkıyor,
Kaçamak gözyaşlarını siliyorlar
Yorgun göz kapaklarından, derin bir iç çekerek..
Fakat saatler tik tak vurmaya devam ediyor, bir bahar gidiyor
Başka bir bahar geliyor, gökyüzü pembeleşiyor,
Şehirlerin isimlerini değiştiriyorlar,
Ve artık olayların tanıkları yok,
Ağlayacak kimse yok, ve hatırlayacak kimse yok.
Ve gölgeler yavaşça bizden uzaklaşıyor,
Artık onları çağırmıyoruz,
Dönüşü bizim için korkunç olurdu.
Ve bir sabah uyanıp, unuttuğumuzu fark ediyoruz
O yalnız eve giden yolu bile
Ve utançtan, öfkeden nefesimiz kesilerek.
Oraya koşuyoruz, fakat (tıpkı rüyalarda olduğu gibi)
Orada her şey bambaşka: insanlar, eşyalar, duvarlar,
Ve kimse bizi tanımıyor - biz yabancıyız.
Yanlış yere gelmişiz... Tanrım!
Ve işte en acı farkındalık orada gelir!
Anlarız ki, geçmişimizi
Hayatımızın sınırlarına sığdıramadık.
Ve artık o bize neredeyse bir yabancı,
Tıpkı kapı komşumuz gibi,
Biz zaten ölenleri tanımıyorduk,
Tanrının bize gönderdiklerinden ayrıydık,
Biz olmadan da başa çıkabiliyorlardı
Ve hatta her şey daha iyiydi...
Anna Ahmatova
Rusça aslından çeviri: Selda Şahin
18.02.2025 (Marseille)
1945 г.
Yorumlar
Yorum Gönder